TURİZM

  • 52’si arkeolojik, 1’i kentsel ve 2’si tarihi olmak üzere 55 sit alanına ve 739 taşınmaz kültür varlığına sahip olan ilimizde özellikle son yıllarda turizm sektörü de ciddi bir gelir kapısı olmaya başlamıştır. 2013 yılında bir grup gencin Doğu Ekspresi’ni kullanarak Kars’a gelmeleriyle sosyal medyada popüler olmaya başlayan tren hattı kısa sürede Kars’a olan ilgiyi artırmış ve Ani Antik Kenti’nin 2016’da UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne kabul edilmesinin ve yerelde yapılan çalışmaların da etkisiyle ilimiz önemli bir yurtiçi turizm destinasyonu konumuna gelmiştir. 
  • Ünü Türkiye sınırlarını aşan Doğu Ekspresi’nin ciddi katkısıyla her geçen yıl artmaya devam eden turizm faaliyetleri; Ani Antik Kenti’nin yanında tarihi şehir dokusuyla, Çıldır Gölü’yle, Sarıkamış Kayak Merkezi’yle, doğasıyla, müzeleriyle (Kars Müzesi, Kafkas Cephesi Harp Tarihi Müzesi ve Boğatepe Köyü Peynir Müzesi) ve özgün kültürüyle ziyaretçilerine birçok alternatif sunan Kars’ta yerel ekonomideki payını giderek artırmaktadır. Her geçen yıl daha fazla sayıda yerli ve yabancı turistin ziyaret ettiği ve 2018’de sadece Doğu Ekspresi’yle gelen 100 binin üstünde ziyaretçiyi ağırlayan ilimizde turizm sektöründeki yükseliş trendi, Kültür ve Turizm Bakanlığı istatistiklerine bakıldığında da açıkça görülmektedir:

ANİ ANTİK KENTİ
Kars şehrinin güneydoğusunda, şehir merkezinden 42 kilometre uzaklıktaki Ocaklı Köyü sınırları içinde bulunan Ani Antik Kenti, yerleşim ve savunmaya çok elverişli topoğrafyası nedeniyle tarih öncesi dönemlerden itibaren çeşitli kültürlere ev sahipliği yapmıştır. Ortaçağ Döneminde önemli bir ticaret yolu olan İpek Yolu’nun Kafkaslardan Anadolu’ya ilk giriş noktasında kurulmuş olan kent, bu dönemde büyük bir gelişme göstererek bölgenin politik, kültürel ve ekonomik merkezi konumuna yükselmiştir. 
Ani, büyük oranda ayakta kalmış olan etkileyici surları, dini ve sivil mimarlık örnekleri ve şehir planlaması ile Ortaçağ kentinin bir özeti niteliğindedir. Ani’de tarih boyunca süren çok kültürlülük buradaki dini ve sivil mimarinin biçimlenmesinde de etkili olmuştur. 
Pagan tapınakları, çeşitli plandaki kiliseler ve Selçuklu Dönemine ait cami gibi farklı dinlere ait yapıları bir arada bulunduran Ani, çok kültürlü bir yapıya sahip ticaret kenti olarak Ortaçağ Dönemi mimarlık ve şehircilik tarihi içinde de özel bir konuma sahiptir.

Merkez Kale, İç Kale veya Stadel olarak anılır. M.S. 1153 yılında Selçuklulara bağlı Saltuklu Sultanı Melik İzzeddi’in emri ile Veziri Firuz Akay tarafından yaptırılmıştır. Kenti çevreleyen dış kale surları da 12. yy’da inşa edilmeye başlanmış 1386 tarihinde Timur tarafından yıkılan kale 1579 yılında Osmanlı Padişahı III.Murat’ın fermanı ile Kars’a gelen Lala Mustafa Paşa tarafından kale ve dış cephe surları yeniden yaptırılmıştır.(Kale kalıntılarında dört köşe mermer kitabe bulunmuş dış surların kapısına koydurulmuştur. Bu kitabeye göre “1152 yılında Sultan Melik İzzetin’in emri ile Veziri Firuz Akay tarafından yaptırılmıştır. Kaleyi 1386 yılında da Timur yerle bir etmiş, 1579 yılında tekrar III. Murat’ın emriyle Lala Mustafa Paşa yeniden yaptırmıştır.”) 1616 ve 1636 yıllarında 2 defa onarımdan geçmiş, şehir merkezine bazı eserler eklenmiştir. Kaynaklara göre Merkez kale dışında surlar 27.000 metre uzunluğunda olup, 220 burçtan meydana gelmiştir. kale doğu-batı istikametinde 250 mt. Kuzey-güney istikametinde yaklaşık 90 mt’dir. 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşından sonra 40 yıllık Rus işgalinde tahribatlara uğramış, orijinal özelliğini ve kullanımını yitirmiştir.

Kars Kalesinin dış cephe surları kesme bazalt taştan yapılmış olup yük istinat duvarları ile çevrilidir. Üç büyük kapısı bulunmaktadır. Bunlar;

  • Sukapısı veya Çeribaşı kapısı (batıda)
  • Kağızman kapısı (Ortakapı)
  • Behram Kapısı veya Bayrampaşa kapısıdır.

Kalenin kuzeydeki ana giriş kapısı kale önündeki boşluğa açılmaktadır. Bu yapılar arasında kalenin en yüksek noktası olan kale burcuna doğru taş döşemeli bir cadde mevcut olup caddenin bitiminden itibaren merdivenlerle kale burcuna ulaşılmaktadır. Kars Kalesi içerisinde 12. yy’dan kalma Celal Baba Türbesi, Askeri Koğuşlar, Tarlalar, Cephanelik ve bir adet Mescit yer almaktadır. Sit alanı olarak ilan edilen Kars Kalesi Kentten bakıldığında etkileyici bir görünüme sahiptir.

M.S. 963-1033 ( Hicri 352-425) yılları arasında yaşayan evliyanın asıl adı Ali Bin Ahmed Caferdir. Bugünkü İRAN’ın Horasan bölgesinde Bistam kasabasına bağlı Harakan köyünde doğmuştur. Hicri 352- Miladi 963 yılında fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Ebul Hasan küçük yaşlarında Harakan köyünde çobanlık yapmış daha sonra çiftçilikle uğraşmıştır. Gençliğinde kervanlara yük taşıyıcılığı da yapan Ebul Hasan kaynaklarda belirtildiğine göre kendisinden bir asır önce Horasan da yaşayan Beyazid-i Bestaminin tasavvufundan etkilenerek Bestami dergahında bir süre türbedarlık yapmıştır. Bu süre içerisinde tasavvufa erişen Ebul Hasan daha sonra çağının en büyük manevi şahsiyetlerinden birisi olmuştur.

Ebul Hasan Harakani’nin ölümünden 3 asır sonra müritlerinden birisi tarafından yazılan “Nurul Ulum” adlı eserde; evliyanın ilmi ve hayatından kesitleri öğrenmekteyiz. Farsça el yazması bu eserin orijinali günümüzde Bristh Museum kataloğunda bulunan Nurul Ulum, 6 bölümden oluşmuş, son bölümü evliyanın yaşamını anlatan tek orijinal eserdir.

Türkmenistan’dan Anadolu’ya M.S.11.yüzyılda Selçuklu akınları sırasında ( 1018-1021) geldiği anlaşılan Ebul Hasan Hicri 425 Miladi 1033 yılında Kars’a 15 km. uzaklıktaki Yahnı dağının eteğinde Bizans ordusu ile yapılan bir savaşta yaralanarak Kars’ta şehit olmuştur. Şahadet mertebesine erişen ilk Anadolu evliyalarından birisi olan Ebul Hasan için 1064 yılında Sultan Alpaslan’nın Kars’ı fethetmesinden sonra bugünkü Kaleiçi mahallesinde bir türbe yaptırılmıştır. Türklerin Anadolu’ya yerleşmeye başladığı tarih olan 1064’den önce Anadolu’nun Türkleşmesi için gelen bu Alperen 70 yıllık ömrünün tamamında tasavvufunu insan sevgisi üzerine kurmuştur. Nurul Ulum adlı eserden onun “Türkmenistan’dan Şam’a kadar yaşayan birisinin eline diken batsa acısı benim acımdır” şeklindeki düşüncesinde bu muazzam insan sevgisi ifadesini bulur.

Evliyanın Kars merkezinde Kaleiçi mahallesindeki türbesi Ortaçağın sonlarına kadar Kars ve Doğuanadolu’da geçen siyasi mücadele ve savaşlar sebebiyle zamanla unutulmasına yol açmıştır. Ancak 1579 yılında Osmanlı Padişahı III.Murad doğu sınırlarındaki siyasi istikrarsızlığa son vermek için Lala Mustafa Paşa komutasında gönderdiği 100 bin kişilik Osmanlı ordusu Kars’ı eyalet merkezi yapmak için başlatılan imar çalışmaları sırasında bu Anadolu evliyasına ait kabir bulunarak Ebul Hasan’ın ismine izafeten Evliya Camii inşa edilerek evliyanın kabri de camii bahçesindeki türbeye defnedilmiştir. Basit örgü sistemi ile tüf taşından dörtgen planlı olarak yapılan Ebul Hasan Harakani türbesi 1998 yılında Evliya Camisinde başlatılan restorasyon çalışmaları sırasında türbenin basit örgü duvarları kaldırılarak kubbeli bir şadırvan içerisine alınmış ve Evliya mezarının sandukasının etrafı ahşap çerçeve ile çevrilmiştir. Sandukanın üzerindeki kavuk ve kadife örtü de tamir edilerek orijinal hali ile yeniden sanduka üzerine konulmuştur. Evliyanın türbesi bu onarımdan sonra halkın ziyaretine açılmıştır.

11. Asrın tasavvuf alimlerinden Ebul Hasan Anadolu’nun Türkleşmesi için müritleri ile birlikte hizmette bulunmuş tevazu sahibi bir evliya idi. O Anadolu’nun fethi için Alperenlik ruhuyla ilk tohumları atmış, kendisinden bir asır sonra yaşayan Ahmed YESEVİ’yi de etkilemiştir. Ebul Hasan’ın tasavvuf görüşünü anlatan Nurul Ulum adlı eserden onun “ Her kim bu dergaha gelirse ekmeğini veriniz, inancını sormayınız” şeklindeki düşüncesi daha sonra Mevlana’da “ Kim olursan ol yine gel” şeklinde ifadesini bulmuştur. Mevlana şiirlerinde Ebul Hasan Harakani’yi “ Şeyh-i Din” ( Dinin Şeyhi) olarak nitelemiştir. Yine Ebul Hasan Harakani Nurul Ulum adlı eserin 6. bölümünde “ Bana seni gerek” şeklinde ifade ettiği Allah sevgisi Yunus Emre’nin şiirlerinde şekillenmiştir.

Anadolu’nun Türkleşmesinde ve aydınlanmasında büyük rol oynayan Evliya Alperenlerden birisi olan Ebul Hasan Harakani ne yazık ki yeterince tanınmamış yada tanıtılmamış Kars şehrinin önemli değerlerinden birisidir. 

Kars il merkezinde bulunan Fethiye Camisi XIX.yüzyılın başlarında Rusya’nın Kars’ı işgali sırasında kilise olarak yapılmıştır. Kilisenin 15-10 m. güneyine de bir Rus anıtı dikilmiştir. Kars’ın kurtuluşundan sonra camiye çevrilmiştir.

Fethiye Camisi dikdörtgen planlı olarak kesme taştan yapılmıştır. Yapının doğu cephesinde sağlı sollu iki bölüm bulunmaktadır. Altı basamaklı bir merdivenle çıkılan bu bölümde sütunlar arasına iç mekana girişi sağlayan kapılar yerleştirilmiştir. Kapı girişlerinin ve buradaki pencerelerin sağ ve soluna sütunlar yerleştirilerek bu bölümlerin daha hareketli hale gelmesi sağlanmıştır. Aynı zamanda burada sağır sivri kemerler de bulunmaktadır. Yapının batısındaki girişin üzerinde çatıdan daha yüksek olan üç pencereli bir çatı katı da buraya eklenmiştir. Kuzey ve güney kapılarının üzerindeki çatı bölümlerinde ise yonca yaprağı görünümünde sağır kemerler o dönemin mimarisi ile bağdaşmayacak sivri kemerli bölümler de cephede son derece hareketli bir görünüm sergilemektedir.

Yapının kuzey, güney ve batı cephelerinde 1 m.den daha fazla dışarıya çıkıntılı, üzeri çatı ile örtülü kademeli bölümler bulunmaktadır. Yapının dış duvarları ile çatı arasında kalan cephelere dörder sivri kemerli çatı pencereleri açılmıştır. Üst örtünün köşelerinde birer, bunların çatı ile birleştikleri yerlerde de dörder tane baca bulunmaktadır. Yapının çatı bölümünün hemen altında onu çepeçevre kuşatan dantela gibi işlenmiş kabartma süslere yer verilmiştir. Kars’ın soğuk oluşundan ötürü de yapının kuzey yönüne bir kalorifer dairesi eklenmiştir.

Çamlar arasındaki Sarıkamış kayak merkezi; kar kalitesi açısından önem kazanmıştır.

Çamlar arasında toplam 12 kilometreyi bulan 5 etaplı piste sahip 2500 rakımlı Cıbıltepe’nin muhteşem bir doğal güzelliği vardır. Cıbıltepe’nin kristal karla kaplı olması ise onu kayakçılar açısından daha cazip hale getiriyor.

Kars İlinin doğal değerinden biri olan Kuyucuk gölü 182 kuş çeşidi ile dünyanın birçok yerinden ziyaretçi akınına uğramaktadır. “Kuyucuk Gölü Yaban Hayatı Geliştirme Sahası 2009 yılında Ülkemizin 13. Ramsar (Uluslar arası öneme sahip sulak alanlar) alanı olarak ilan edilmiştir.